Bu gadget'ta bir hata oluştu

Bu Blogda Ara

14 Ağustos 2010 Cumartesi

ÖSYM açtı ağzını yumdu gözünü !

ÖSYM'nin sonuçları açıklamasından sonra birçok tepkiye neden olması her zamanki gibi kurumu şaşırtmadı.


Tepkilerin dozundan çıkması Prof. Dr. Ünal Yarımağan'ı çileden çıkardı. Hemen basın toplantısı düzenleyen Yarımağan, zehir zemberek sözleriyle velileri ve üniversite adaylarını daha da sinirlendirdi.


Peki Yarımağan neler söyledi? 

1 Ağustos 2010 Pazar

XAVI ve INIESTA FENER'de gibi !


Miroslav Stoch’la kadrosunu güçlendiren Fenerbahçe 2 bombayı birden patlatmaya hazırlanıyor. Teknik direktör Aykut Kocaman’ın orta sahaya takviye isteğiyle bizzat devreye giren başkan Aziz Yıldırım Xavi ve Iniesta için Barcelona yönetimiyle masaya oturdu. İki oyuncu için toplan 30 milyon euro öneren Yıldırım, “Transferin bitmesi an meselesi.” dedi. Bu görüşmeler üzerine muhabirimiz Yekta bu iki futbolcuyla röportaj yapmayı başardı.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Bankadaki Personelin Asılması

Bir çoğumuz meşgul olduğumuz sektör olsun, öğrenci bile olsanız, para ile ilgili birçok işlemi bankada halletmek zorunda kalabiliyoruz. Vaziyet böyle olunca, özellikle de çalışıyorsanız, daha doğrusu işiniz gereği bankalarla çalışıyorsanız...

İş saatinizin bir bölümünü bankada geçirmek durumunda kalabilirsiniz. Hal böyle olunca, insan gittiğinde, samimi, güleryüzlü, yardımcı, pozitif insanlarla muhatap olup işler ne kadar acıklı ve yorucu da olsa bir nebze hafifleştirilmesini umuyor.

Öğrenciler ağırlıklı olarak atm'lerle kankadır. Okul içerisinde ve dışarısında yeterince sosyalleştikleri için ayrıca banka personeli ile iletişim kurup sosyalleşmekten pek hoşlanmazlar...

6 Temmuz 2010 Salı

Annenin Bulduğu Kızı Beğenmeyen Çocuk

Tamamen olmasa da anneye saygısızlıktır aslında.


Pek sevmezler İstanbul, Ankara, İzmir havası almış kızları. Nüfus bakımından kalabalık yerlerde, kültürel zenginlik bakımından olsun, etnik oluşum ve genel toplum yapısı oldukça gelişmiş olduğundan bu durum annenin çok da hoşuna gitmeyen bir vaziyettir. 


Lakin anneler, kız çocuk, erkek çocuk diye ayrım yapmaz daimi bir eleştiri duruşunda bulunurlar...



1 Temmuz 2010 Perşembe

Ben bu yazıyı öylesine yazdım

Bu akşam bir yazı yazmak istedi canım. Bir türlü karar veremedim. İlham gelmiyor kaç gündür, ne yazsam bilemedim. Konu yok ortada aslında. Bir şeye sarsam saydıracağım da...

1 saat önce facebook'ta arkadaş sayım x iken, yarım saat önce x+7 olmuştu, şu anda ise x-2. Evet x'i bulalım.

O değil facebook yetkilileri bir arkadaş onayı gerçekleştiğinde, hede hödö ile arkadaş oldunuz diye bildirim yolluyor? Ee biri silince de yollasa ya, ya da bazı gençler zevkten sabah açıp gece hesap donduruyorlar. Onu da bildirsin mesela. Ne bileyim öyle kafama takıldı.

Yazılarım çok uzunmuş, öyle duyum aldım. Onla ilgili bir anket hazırlıyorum şimdi, size zahmet bir oy atarsanız sayfanın sağ bölümünde en üstte görebilirsiniz.

Haydi iyi akşanlar.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Otobüsteki Camı Açan Kahraman Çocuk

Yaz geldi gençler !


Aslında yaz geldi demeye de bin şahit lazım. Nedendir bilinmez, bir yağmur furyasıdır aldı başını gidiyor. Hele haziran başı soğuktu bir de üstüne üslük. Bot giymiştim 4 haziranda yanlış hatırlamıyorsam.

Çok sıcağa dayanabilen biri de değilim, aslında soğuğu da çok sevmem...

17 Haziran 2010 Perşembe

Vuvu Zela ! Vuvu Girls !

Dünya Kupası!


Ne büyük heyecan, dünyanın en önde gelen milli takımları kozlarını paylaşmak üzere bir organizasyonla aynı çatı altında toplanıyor. Futbolcusu, kalecisi, teknik direktörü, doktoru, malzemecesi, sucusu, masörü, antrenörü, amiri, memuru hepsi vatandaşı oldukları ülkenin halkına, bayrağına gurur yaşatma çabasında.


Birçok cephesi var aslında dünya kupasının. Seyirci boyutu var, çalışan boyutu var, sporcu boyutu var...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Kızlar? Ne? Hala bir formspring hesabınız yok mu?

İlk kez duyanlar için formspring'in ne olduğu konusunda kısa bir açıklama yapmalıyım sanırım.

www.formspring.me bir nevi bir sosyal ağ sitesi.

Ancak alışılagelmişin çok dışında bir formata sahip.

Normal format nedir, fotoğraf yüklenir, iletişim bilgileriniz girilir, hobileriniz, zevkleriniz ve bir çok ıvır zıvır konuda bilgi verirsiniz.

Tanıdıklarınızı arkadaş olarak ekler, ilginizi çeken fotoğraf, durum, hadiseler hakkında yorum yapar, zaman zaman olay yaratıp tartışma platformunu oluşturmak için tüm bu malzemeleri kullanabilirsiniz. Sonrasında ver yansın klavye delikanlıları, Ramiz Dayılar, Polat Alemdarlar...










Bilindiği üzere sanırım dünya üzerinde şu an en yaygın sosyal ağ sitelerinden biri www.facebook.com ve www.twitter.com, formspring yetkilileri ise twitterin yerleşim ve düzeninden kopya çekmışler.



Şimdi twitter'ın formatı ne ki ben bilmiyorum diyenler varsa onları dışarı alayım, kalanların da twitter'ı bildiğini varsayarak devam ediyorum.



Arkadaşım ben facebook'u da bilmiyorum diyen varsa, onlar bir zahmet bulundukları yerdeki odanın camını açıp kendilerini aşağı bıraksınlar.



İç ses: Şimdi bunu okurken zemin katta, bahçede ya da otobüste ve benzeri bir yerdeyse, muhtemelen yukarıda dediğimi uygulayıp sonra da dalga geçer benle.

hehehhhohohöö...böyle yüzü koyun bıraktım kendimi gördün mü hiç bir şey olmadı...







Ne kadar saptı konu ya, toparlayalım bir. Şimdi efendim formspring sizi özel bir profil açmanızı sağlıyor, ardından fon tasarımını efendime söyleyeyim msn'deki gibi küçük bir profil resmi yükleyebilirsiniz.


Nereli olduğunuzu da yazma konusunda ısrarcıyım ben, aksi halde profilinizi açar açmaz a/s/l tarzında bir soru gelmesi an meselesi olacaktır.

Tabi bundan kastım şudur:

-kaç yaşındasın?
-(cinsiyetini sormaz herhalde, oha)
-nerelisin?
-nerde okuyorsun?
-hangi okuldasın...





Böyle uzar gider bu sorular. Profilinizi açan her insancık da, pek titiz değilse önceden cevapladığınız soruları önemsemeyecek ve bekli de daha önce cevapladığınız sorular tekrar tekrar gelecek. Deneyim konuşuyor...


Formspring bize profilimizi ziyaret eden tüm internet kullanıcıların soru sormasına olanak sağlıyor. İster anonim olarak, isterseniz kimliğinizi ifşa ederek.

"Aman tanrım! Ne kadar büyük bir özgürlük ama böyle olursa ne kadar çok edepsiz sorular gelir." demeyin. Çünkü formspring onu da düşünmüş.

Şayet öyle bir durumla karşı karşıya kaldığınız anda, vatandaş kimlik bilgilerini göndererek soru sorulmuşsa zaten hemen formspring yetkililerine şikayette bulunabilirsiniz.

Ha diyelim ki arkadaş anonim olarak sormuş, formspring bunu da düşünmüş. Şimdi temel format zaten anonim soru sorma üzerine olduğu için aslında burada ilgili soruyu soran arkadaşa bir yaptırımı söz konusu değil. Ancak kurbanı koruma adına da şöyle bir uygulama yapmış:

Size hangi soru sorulursa sorulsun, ister anonim olarak ister kimlik bilgisi açık olarak, siz istemediğiniz hiçbir soruya cevap vermek zorunda değilsiniz.

Ayrıca profilinizde buna dair hiç bir ibare görülmemektedir. Örnek veriyorum, Polat Alemdar 28 soruya cevap vermedi ya da Polat Alemdar'ın cevaplanmak üzere 12 bekleyen sorusu var diye herhangi bir ibare yer almıyor profilinizde.

Üstelik sadece cevapladığınız sorular profilinizde yayınlanmakta. Yani hangi sorunun görünmesini ya da yayınlanmasını istiyorsanız veya bunu cevaplayabilirim dediğiniz sorular profilinizde yayınlanmakta.

Şimdi başlıkta neden kızlar diye hitap etmiş olabileceğimi düşünen zekiler olmuş olabilir. O arkadaşları da hemen aydınlatayım, evet bu yazı bayanlara yöneliktir. Nedeni ise şudur: Genel itibarı ile ikili ilişkilerde olsun, yeni tanışmalar, aşk arifeleri, genel sohbet ortamında her zaman daha çok merak edilen kısım bayanların kendisiyle ilgili olan kısımdır. Herhangi bir flört durumu da söz konusu ise, karşılıklı ufak tefek ataklar olsa da temelde büyük adımlar hep erkekler tarafından beklenir.


"İyi güzel de şimdi bu formspring hesabımızın bu konuyla alakası ne?" diyen yoktur sanırım. Kendi kimliğini ifşa etmeden sorulan sorulara cevap alabilen bir erkeklerin siz bayanlara katkısı ne olabilir. Şimdi bunları yazacağım:



  • Sizinle ilgili hiç bir soru işareti kalmayacak kafasında, bundan dolayı gerçekten ne isteyip ne istemediğini uzun süreler harcamadan öğrenecek, şayet kendinden eminse hemencecik harekete geçip somut adımlar atacaktır.

  • Nelerden hoşlanabileceğinizi, nasıl biri olduğunuz konusunda kati bilgiler elde ederek yanınızda nasıl davranması gerektiği konusunda kendisine çeki düzen verecek.

    Örnek olarak, falanca hadise oldu tepkin ne olur ya da nasıl davranırsın, tarzında bir cümle ile mental olarak nasıl olduğunuzu keşfeder.

  • En basit örneği ile yeni tanışılmış ise, yağız delikanlımız da elektrik almış ancak sizin gönül ilişkiniz hakkında bir fikir sahibi değil. Tabi "kalede de kaleci var diye şut çekmeyecek miyiz, armut'un da sapı var ama koparıp yiyoruz" tarzında bir düşünceye hakim değilse, gönül ilişkiniz olup olmadığı konusu onu çok ilgilendirecektir. Bu şekilde bir soruya cevap verdiğinizde, yağız delikanlı ya sizden uzaklaşarak hislerini içine gömüp belki bekleyecek, belki de size arkadaşça yaklaşması gerektiği kanaatine varacak.

    Sevgiliniz varken de bu tarz bir ilgiyle karşı karşıya kalma fantezileriniz varsa bilemem...

  • Şimdi yazacağım maddeye ise %100 garanti veriyorum.

    Hayatınızda daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir ego tatmini ile karşılaşacaksınız. Dünyanın en güzel kızı olacaksınız, dünyanın en cici kızı olacaksınız, en eğlenceli, en cici, en hoşsohbet, en en, enlerin eni olacaksınız.

    Bugüne kadar işitmediğiniz iltifatlar alacak, adeta affedersiniz kıçınız tavan değil gökyüzü yapacak.

Genel itibarıyla ilk üç madde sizi ne kadar etkiledi bilemiyorum da, ben sadece dördüncü maddeyi önemseyerek gerçekten hakkımda ne söylendiği, ne düşünüldüğünü öğrenme fırsatını değerlendirmek isterdim.

Bu kadar yazıyı okuyup da hala:

-oha çok güzel yazmış çocuk
+bence de, açsak mı ya bir formspring?
-o ne ki?
+(fatal error!?)

diyorsan, git bir zahmet öl arkadaşım.



Not: Buyrun size örnek profil. Bakınız gençler nasıl asılmış.

http://www.formspring.me/balim

15 Haziran 2010 Salı

Ünlü birinin akrabası olmak kız tavlamak için büyük bir avantaj mı ?

Evet, ünlü olan birinin akrabası olan bir arkadaşımla istişare ettik de biraz. Kimliğini ifşa etmek ne kadar sağlıklı olabilir emin değilim o yüzden bu yazıda ondan bahsetmek için bir lakap kullanacağım.

Kod Adı: Artist



Muhtemelen yazının sonunda hemen " artiz mi? ne artizi ? artiz ne arar la bazarda? " tarzında yorum gelecek ama yapacak bir şey yok.

Velhasıl kendisiyle konuşma halindeyken, nasıl olduğunu da pek bilemiyorum bir anda konu başlıkta bahsettiğim durumun tartışmasına döndü. Artist bu konuda çok avantajlı olduğunu ve adeta isimden başka bir şey söylemesine gerek kalmadığını savunmakta, oysa ben işin bu kadar olmadığı kanısındayım.

Uzunca bir tartışma sürecinden sonra, ne ben onu ikna edebildim, ne de o deneyimlerinden, yaşadıkları ve anlattığı olaylarla beni ikna edebildi. Tabi işin ucu iddiaya dayandı.








İddia da şöyle, yakın gelecekte bir araya gelindiğinde ilgili bölgedeki bir gece mekanına gidilecek ve artist gözümün önünde kızı tavlayacak.








Gerçi sonrada birbirimizle çok zıtlaşınca bu iddia böyle kalmadı.


İddia da bu hale geldi, yakın gelecekte bir araya gelindiğinde ilgili bölgedeki bir gece mekanına gidilecek ve artist kızı tavlayıp, gerekli konutta ağırlamakla beraber gereken sanat-ı icra edecek.

Sanat-ı icrayı açıklamama lüzum olduğunu sanmıyorum. Tabi bizim artist uyanık, "ne malum senin kıza olmuş gibi davranırsa ödüle ortak olabileceğini söylemeyeceğin" dedim. Bir duraksadı haliyle, ancak ona da çözüm getirdi. Kendisi, ama canlı ama görsel bir şekilde bana kanıt sunacağının teminatını verdi. Artık nasıl yapacaksa.

Ben hala ünlü birinin akrabası olmanın bu konuda bir avantaj sağlayacağına inanmıyorum. Ne fark eder ki...

Bu konuda insanların ne düşündüğünü merak etmekteyim aslında.

Murat Boz'un kuzeni olmam bir şey değiştirir mi? Değiştiriyorsa, ne değiştiriyor? Amaç kuzenime yakın olmak mı, yoksa onun statüsüne yakın olan benle, beraberliğin perçinlenmesi mi?

Bu konuda kızların yorumu oldukça belirleyici olacak sanırım.

10 Haziran 2010 Perşembe

O, Şu, Bukart

Bugün şehir merkezine gitmek üzere toplu taşıma aracı kullanmaya karar vermiştim. Malum hava da açık-kapalı karışımı bir şey her an yağış olabileceğinden dolayı araba sayısı bir hayli fazla olması an meselesi.

Bursa'da oturanlar bilir BuKart dediğimiz bir uygulama var toplu taşıma araçlarında. İstanbuldaki akbil hesabı...

Kredi kartı boyutlarına sahip plastikten, öğrencisi, öğretmeni, polisi, amiri, memuru, emeklisi, yaşlısı diye kişiselleştirilen bir kart.



Tabi nasıl akbil'i kullanma mecburiyeti yoksa "BuKart" kullanma mecburiyeti de yok. Ancak otobüste para veremiyorsunuz. Para'nın ilk kez geçersiz olduğu bir yere rastlamıştım bu uygulamaya geçildiğinde.

Şayet bu kartı kullanan birinin otobüse bindiğine şahit olduğunuzu varsayalım, diyelim yeterli kredisi de yok, kartını ilgili cihaza okuttuğu anda "dııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııtt" diye tüm otobüs duyabileceği çirkin bir ses işitebilirsiniz. Hemen akabinde:

Fazla kartı olan var mı? (fazla mı? hee evet zevk olsun diye beşer tane bukartla dolaşıyorum)
Fazla kontürü olan var mı? (ne lan bu cep telefonu mu)(kontur de kalmadı ya)
Kartı olan? (anket yapıyor sanki)
Kontürü olan? (yorumsuz artık =))

En mantıklı soru sanırım şoför bey'e en yakın yerde kartını doldurabilme imkanı olup olmadığıdır. (Dolum merkezleri genelde durak yanı başlarında oluyor)



Genel prosedür böyle, ya da BuKart kullanıcı değilseniz dolum merkezlerinden manyetik bilet satın alabilirsiniz.
Tekli, üçlü, beşli, onlu falan diye gidiyordu bir ara hala öyle mi bilmiyorum. Tekli var onu biliyorum.



Bu uygulama bayağıdır mevcut Bursa'da. Ben daha liseye gidiyordum, düşün.

Velhasıl, bugün sanırım o uygulama başladığından beri mağarasından çıkmayan bir teyzeye şahit oldum. Çıkış tarihini bilmediğimi belirtmiştim de yani kadın minimum 5 senedir hiçbir toplu taşıma aracına binmemiş.

Neyse teyzem zar zor bindi zaten, sadece onun binmesi için 3 dakika bekledik bende hemen ön sıralardaki koltukların orada ayaktayım. İlgili BuKart cihazın yanına geldiğinde çantasını kurcaladı, kurcaladı, kurcaladı ve sonunda bir manyetik bilet çıktı. Bu sırada arkasında hala binmek için sıra bekleyen insanlar var.



Teyzem aldı bileti, bir önüne baktı bir arkasına sora gitti şoförün suratına tuttu. Öylece bekliyor. Sanırım sadece biletin gösterilmesinin yeterli olacağını düşünüyor. Üstüne şoför "biip" deyince teyzem geçti hemen en ön sıradaki boşalan koltuğa çöreklendi.



O değil de şoför'ün zekasına mı hayran kalayım, teyzenin soğuk kanlılığına mı bilemedim.

Sonraki durakta neredeyse tamamen boşalan otobüsün arkasına doğru ilerledim ve en arkada kendime bir yer buldum. O sırada da durakta binip yanıma gelmeye çalışan bir amca-dede karışımı biri gözüktü. Yanımdaki koltuk da boş. Sallana sallana geldi aracın hareketinden dolayı. Bir yandan da söyleniyor:


"Ulan az kalsın düşüyorduk ha ihtiyar gibiii...."

Hala düşmekle durmak arasında gidip geliyor ama amca. Basamağa adımını attı yanıma oturabilmek için, o esnada otobüs de sert bir fren yaptı, amcam yine geriye doğru sendelemeye başladı bir yandan da söyleniyor yine.Ben söylenmesine artık bariz sırıtmaya başladım düşmesin diye de kolundan yakaladım çekiyorum. Üzerine bir de azar yedik mükemmel oldu tabi. amca "gül gül, gülene kadar heh tutsana öyle kolumdan, seni de görcem yaşlanınca bastonla".

Güleyim mi yoksa amca affedersin bsg iyilik yapalım dedik kursağımıza tıktın mı diyeyim bilemedim.

Öyle biraz tuhaf bir post oldu.

Not: Şoför çok iyi ama ya.

8 Haziran 2010 Salı

Bir Prada'm olsun bana bir şey olmaz

Sadece pradayla sınırlandırmak yanlış aslında bu cümleyi. Biraz daha genişletilebilir.
For example:

Bir Gucci'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Louis Vuitton'um olsun bana bir şey olmaz.
Bir Burberry'im olsun bana bir şey olmaz.
Bir Gianfranco Ferre'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Alex Guardiani'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Versace'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Emporio Armani'm olsun bana bir şey olmaz.

Yok yok, guardiani olmadı sanki onu silelim biz.

Bir Gucci'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Louis Vuitton'um olsun bana bir şey olmaz.
Bir Burberry'im olsun bana bir şey olmaz.
Bir Gianfranco Ferre'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Alex Guardiani'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Versace'm olsun bana bir şey olmaz.
Bir Emporio Armani'm olsun bana bir şey olmaz.

Velhasıl, dün de botla ilgili bir yazı yazmıştım. Bugün de arkadaşım Hande ile moda üzerine biraz konuştuk, ayakkabıya sardım bugünlük.

Çok önemli ha ayakkabı. Aman öyle ayağa giyiyoruz kim bakıyor demeyin. Bayanlar için bilemeyeceğim de, erkek olarak gayet kötü giyinmiş olabilirsiniz, hatta giyinmemiş bile olabilirsiniz (fesat olanlar şimdi hemen, ne çıplak da mı sokağa çıkıyor diye geçiriyorlar içlerinden). Ev halinden bahsediyorum, ev halinle çıkmış olabilirsin özel olarak giyinmemiş oluyorsun sonuç itibarı ile, artık sen evde de anadan üryan geziyorsan yorumum yok. Allah'a havale ol bir zahmet. 


Nereden nereye geldi konu. Demek istediğim şu, yukarıdaki kriterleri yerine getirdiğiniz bir durum betimleyin. Size göre kötü olan kıyafetiniz, ya da olmayan kıyafetinizin altına son model klas bir ayakkabı görüntünüzü tamamen değiştirebilir. O değil, yaydığınız enerji bile değişecektir. 

Hadi bir model çizelim.




Böyle bir kıyafetin olsun. Tamam Armani şort biraz hayvanlık oldu da, pazardan aldığını tahayyül et. Çahma Armani, normalde evde yatarken giydiğin bir şey olduğunu düşün.

Şimdi nasılsa ben bakkala gidiyorum. 2 dakikada kim görecek diye kapının önündeki ilk bulduğun anne terliğini giyersen...
...bütün mahalleli de dalga geçer.

O değil de bakkalı salla, bim'e, özhan'a falan git bu kılıkla ki ben giderim kendimle barışığım, içeri girdin. Rafta bir şeyler bakıyorsun. 

Arkadan bir ses geliyor, tanıdık bir ses. Fazla tanıdık bir ses. Eskiden sanki seni seviyorum diyen bir ses. Evet eski sevgilin (ahanda işte bu mükemmel oldu). 

O an kendi kılığına mı yanarsın, yoksa yanındaki ,normal halinle eline su dökemeyecek olan ama ayağındaki anne terliklerinden dolayı seni kendisine rakip bile görmeyip küçümseyen yeni sevgilisinin bakışına mı, yoksa yanına aslında para almayı unuttuğuna mı ?

Dost başa, düşman ayağa hesabından dolayı, şayet konuşuyorsanız eski sevgilinizle daha da acınacak hale gelmenize sebep olacaktır.

- merhaba
+ merhaba (keh keh)
- nasılsın?
+ iyiyim teşekkür ederim. sen? (içten içe yarılmamak için kendini tutmaktadır, malum terlikler yakıyor)
- iyi işte alışverişe geldim ben de, para almayı unutmuşum yanıma (h.sktr niye söyledim ki bunu, ya ne yani para mı istiyorsun derse, ya da...hadi yine sıçtın tebrikler.)
+ hadi ya insanlık hali olabilir tabi. (beraberken de salaktın, ayrıldık hala salaksın)
- neyse görüşürüz.
+ görüşürüz.

Bunun ayarında bir diyalog olacaktır. Oysa ayağınıza böyle bir şey olsa:


Diyalog muhtemelen böyle olurdu.

+ naber? (kendinden emin)
- sağ ol, sen? (oha, ayrıldıktan sonra çoşmuş, şarap gibi çocuk lan)
+ iyi işte canım sıkıldı öyle bir şeyler alayım dedim. (hala çok rahat)
- (gözlerini kaçırır üstüne bakmaya çalışır) iyi yapmışsın, bizde geldik bir şeyler alcaktık. (prada'lar da kaçmadı gözümden, nolmuş zengin mi olmuş bunlar, sünepenin tekiydi beraberken)
+ (cep telefonu çalar) canım tutmayayım daha fazla görüşürüz.
- görüşürüz. (dumur olmuştur)
+ (uzaklaşarak) aa ah aylin naber yaa, canım çok yoğunum ya kusura bakma haftaya bir bakayım boşluk yaratabilirsem...
- (hönk? yuh! mavi ekran ?!)

O sırada tabi bir de mental bir konuşma söz konusu oraya hiç girmiyorum. Gözlerle bir beyin fırtınası olur 2 dakikada:

+ bu lavuk kim yeni sapın mı
- düzgün konuş
+ tam selpakçı ya, bula bula bunu mu buldun
- çok değer veriyor bir kere bana
+ belli zaten, neyse görüyorsun taş gibiyim senden sonra senden öncekinden çok daha iyiyim
- görüyorum
+ (telefon çalar) hadi siz kumdan kale yapın ben gidiyorum, malım milyonlarca kız var bana hasta tabi hepsine karşılık vermek zor oluyor, neyse Allah'tan sıfır kilometre yeni arabam da var da yetişebiliyorum. [cep telefonunu çıkarırken arabanın anahtarı da gelmiştir ele] [bkz: bmw araç anahtarı]

Velhasıl siz siz olun, ayakkabınıza özen gösterin. Bu gidin 500 €'dan ucuz olan ayakkabıları almayın yazısı değildir.
Temiz olsun, size yakışsın.

Not: Bugün de bot giydim, bizim cadde dere olmuştu. Otobüs yerine hovercraftlar servis yapıyordu, aslında bizim garajdaki zodiac'ı çıkaracaktım bende ama çok üşendim.

Not2: Tişörte bir daha baktım. Bok gibi bir şeymiş lan. Giymem sanırım, onu da değiştirmeye üşendim. İdare ediverin.

7 Haziran 2010 Pazartesi

Haziranda Timberland Giymek

Ne var bunda şimdi diyebilirsin. Halbuki mesele timberland saat, tişört, şort, pantolon tarzı bir şey giymek değil yeğen, mesele haziranda timberland bot giymek.

Sabah sınava çıkıverdim. Neyse hava gayet güzel, bir anda ne olduysa yolda hava çoştu. Velhasıl okulda sınıfıma gidene kadar affedersin su sıçanına döndüm. Üstüne 40 dakika ıslak ayakkabı, ıslak çorap, ıslak paçalar, ıslak pantolon, ıslak kafa, ıslak saç, ıslak tişört, ıslak hırka. Evet donum kuruydu hakkını yememeliyim.

Çarçabuk eve gitmeme rağmen, anladım ki haziran da olsa öle sıfır taban ayakkabıyla falan çıkmayacaksın arkadaşım. Evet belki komik olabilir ama bot giydim, eve giderken bir adamın ayağında gördüm. Yardımıma yetişti sağ olsun, toplum baskısına maruz kalırsam parmakla gösterebileceğim o amcayı görmüştüm.




Neyse uzun lafın kısası anladım ki, mesele timberland saat, tişört, şort, pantolon tarzı bir şey giymek değil yeğen, mesele haziranda timberland bot giymek de değil aslında, asıl meseleye gelirsek asıl mesele haziranda hava ne kadar kötü olursa olsun insan bot giyerken çekiniyor.

6 Haziran 2010 Pazar

First Follower

1 Haziran 2010 da yazmaya başladım bu blog'u. Tabi ilk heyecan hemen en yakın arkadaşlarıma, kuzenlerime falan söyledim. Link verdiğimde hep benzer cevaplar aldım.

"Haftasonu söz inceleyeceğim, yarın inceleyeceğim, bla bla vıdı vıdı..."

Hiç böyle dikkate alıp da açıp okuyan olmadı, aslında onu tam bilmiyorum belki okumuşlardır. Benim birincil ricam izleyicim olur musun yönündeydi. Hani hem böylelikle bir etiketlenme durumu olacaktı takibindeki günlerde internete girdiğinde hatırlayacak ve belki de tekrar ziyaret edecekti blog'u, haliyle blog'u da kendi kendime yazdığım değil de insanlar tarafından okunduğu izlenimini vermiş olacaktım.

E tabi ilk tatlı heyecan ve telaşlar bunlar...Herkes takip edilsin ister, şayet sanal günlük tutmuyorsa ki benimki sanal günlük değil.

İşte o gün beni dikkate alıp, beni geçiştirmeyen, samimiyetine inandığım bir kişi çıktı.

-Beril-

Beni önemseyip o sırada internetten ayrılmana sadece 1-2 dakika olmasına rağmen geçiştirmeyip, önemli olduğumu hissettirdiğin için teşekkür ederim...

Leydizencentılımına, karşınızda ilk izleyicim Beril Baklacıoğlu.



5 Haziran 2010 Cumartesi

Rakip Olurken Öz'ün Kullanımı

Ne hikmetse türklerin kültüründe olan bir hadise zannımca.

Öyle tuhaftır ki, bir şey herhangi bir alanda herhangi bir başarı yakaladığında, türk olarak, başarı yakaladığı olaya ne ad verdiyse vatandaş önüne öz, has, can tarzı sözcük türetip aynısını yapma çabasında.

Örnek olsun diye söylüyorum herhangi bir reklam amacım yok. Kebapçı hacı dayı akabinde kebapçı öz hacı dayı.
Otobüs firmalarında hatta giyim firmalarında bile bu tarz örneklere rastlamak mümkün. Ya da işte Kamil Koç akabinde Hakiki Koç akabinde Öz Hakiki Koç(!).

Oysa elin amerikalısı farklı isim koyma çabasında. Adam film çekmiş adını da Godzilla koymuş akabinde Öz Godzilla ya da Hakiki Godzilla çıkmamış. Yerine King Kong yapmış adam. Ya da Burger King akabinde Öz Burger King yapmamış Mc Donalds yapmış.

Özentilik mi denir ne denir bilmiyorum da, taklit etme konusunda çok başarılıyız. Okuyanlardan çinli arkadaş varsa üzerine alınmasın.

Bu konuda herkesi biraz daha (öz)verili olmaya davet ediyorum =P.

Efenim iyi akşanlar.

Kızların yavru köpeklere bayılması

Nedenini anlayamadığım, ancak en zengin, en çekici, en yakışıklı, en karizma, kişiliği dahi saf dışı bırakan eylemdir.

Yok her yerde de bulunuyor bu hayvancıklar. Aslında yavru olmasına da gerek yok. Ufak tefek olsun, ele avuca gelsin, böyle tehlikeli ya da yaralayıcı bir tavır takınamayacağı teminatını verdiği anda ondan iyisi yok.

Paris Hilton'un bir köpeği vardı cinsini bilmiyorum. Allah'ın gücüne gitmesin, ulan dünya çirkini bir hayvan, sırf minnacık falan diye, o hayvana kıyafetler mi giydirilmiyor, ojeler mi sürülmüyor...

Türkiye'de pek hakim değil bu kıyafettir, ojedir bilmem nedir...

O değil de, erkek olarak böyle 55 takla atarsın(sözüm meclisten dışarı), kızın ilgisini çekeyim, sevimli olayım, ayarı vereyim diye, ordan ufak itin teki gelir:

+aaaayhhh kıyamaaaan şuna baaak ne kadar dadluu, değil mi ? (dadlu ne lan)
-hıı evet çok şeker gerçekten...

Öyle bir mıncıklanır ki o hayvan, düşünürsün. Lan sevgilim olsan beni mıncıklamazsın öyle diye feryat edilir içten içe.

Şerefsiz hayvanlar da çok tatlı oluyor ama.

Aşık olunan kızın adını dövme yaptırmak

Arkadaşımın yaptığı eylemdir. İlk önce çok salakça bulmama rağmen o kadar etkili bir tepkisi olduğunu görünce paldır küldür dövme yapan yer arama eylemine kalkışmam bir oldu.
~bende yapcam galiba~

De bunun telafisi çok zor olacaktır. Yani ya hep aynı isime sahip kızla beraber olunmalı ya da gidip ilgili arkadaşla evlenmeli.

4 Haziran 2010 Cuma

Yurdumun Güzel Spor Basını

Fotomaç, fotospor, fotogol ve ey niceleri...

Ulan 40 yıllık yalancı tanıyorum böyle yalan görmedim. Zlatan İbrahimoviç'in Fenerbahçe transferi diye manşet atmış fotomaç gazetesi. Duy da inanma, hayır Fenerbahçeyi ezmek adına söylemiyorum da, arkadaşım türkiyede kulüplerin canı cini ne..? Yok sallıyorsunuz bari destekli atın kardeşim. İbrhimoviç ne lan...yok Pele.
Ananın dedenle evlenmesi gibi bir şey bu olayın gerçekleşme ihtimali.

Koskoca Barcelona gitti Etoo'yu verdi, üstüne de al ben yemedim İnter sen ye dedi 40 milyon euro verdi. 40 milyon, yani 80 trilyon civarı.

Fenerbahçe ise Türkiye Kupası finalinde mağlup olmuş, ligde 2 dakika şampiyon olsa dahi buradan herhangi bir gelir elde edemeyecek bir kulüp. Uzun lafın kısası kötü bir sezon geçiren bir takım. Böyle bir durumda, avrupayı sallamış bir forvet için transfer haberleri yapılıyor. Affedersin götümle güldüm.

Ha tabi Aziz Baba'nın paraları bitmez de, ulan illa bir sonu vardı yani...İbrahimoviçmiş =))

Tepkim basına, Fenerbahçeli arkadaşlar alınmasın.

http://www.fotomac.com.tr/fenerbahce/2010/06/04/yakisir_be

Son 130 yılın en sıcak yazı?!



Son 130 yılın en sıcak yazına bak 4 haziran olmuş hava durumu mikemmel...ne diyem ki?

3 Haziran 2010 Perşembe

Grup mu? Salak mı?



bak bak balıklara bak...tövbe tövbe adamın aklına edepsiz edepsiz şeyler getiriyorlar, ulu ortada grup şov. yok hani masumhane bir şeyse salak yemin ediyorum geri zekalı bunlar o zaman yani...

say expressivo !

Bu kadar komik bir şey görmedim hayatımda !! =D

edit: dikkat küfür çıkabilir.

Hırsız ile Piç

Bir gün hırsız ile piç arkadaş olur beraber yemeğe giderler. Hırsız piç'e: "Bana piçliği öğretir misin?" der. Piç de: "Sen bana hırsızlığı öğretirsen, öğretirim." der. Hırsız yandaki adamın cüzdanını çalar ve: "işte böyle, şimdi sen bana piçliği öğret" der. Piç de: "Amca bu senin cüzdanını çaldı." der.

Soru? Question? Frage? Cuestión? Questione? вопрос? Pergunta? Kesyon? 问题? שאלה?

Evet...sitenin sağ üst başında gördüğümüz bu kutu aslında formsping.me sitesinin html kodu olarak verdiği gagdet'tır. Halk diliyle bana ordan soru sorabilirsiniz.

Edit: "Kesyon" haitice, "שאלה" ibranicedir.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Facebook Emirleri

facebook sitesi yöneticilerince belirlenen, farkında olmadığım diyemeyeceğim, farkında olmasam zaten buraya yazamam, emir kipi ayarındaki cümleleri ve zorunlulukları diyebiliriz zannımca.
amaç ne çözemedim, sürekli bir onu yap, şunu de, onu beğen. sitedeki hareket kabiliyetini affedersin geri zekalıya anlatır gibi. yetti gayri canıma.

altan aydın
merhaba de.
ona mesaj gönder~sana ne aq göndermiyorum~

daha çok arkadaşınla iletişime geç
sayende artık birçok arkadaşın facebook'ta. hedehödö@hotmail.com hesabınla windows live hotmail arkadaşlarını bul ve iletişime başla.~onu yap bunu yap bıdı bıdı~

hede ve hödö, israil protestosu adı altında antisemitist propagandaya hayır! grubuna katıldı.
10 dakika önce · bu gruba katıl.~katılmak zorundayım sanki~

kimler facebook'ta?
arkadaşlarını bul
kimler facebook'ta değil?
onları şimdi davet et
kimler senin sayende burada?
davetlerini takip et

bulmuş, davet etmiş, takip etmiş etmiyorum.

Flaş Flaş Flaş ! Oto Bazarındaki Artiz'ın Bazar Dışındaki Görüntüleri !

Evet...an itibariyle yurdum gençleri oto bazarındaki dayının görüntülerini ele geçirmiş bulunuyor. Pek bir numarası olmasa da gerçekten artiz olduğunu bu görüntülerden teyit edebiliyoruz.

http://www.facebook.com/profile.php?id=547327345#!/video/video.php?v=395297514196&ref=mf

İşletme Matematiği II Final

Lisede sınavda bilemediğimiz bir soruyla karşılaştığımızda genellikle o soruyla ilgili tüm bilinenler yazılırdı. Arkadaşım bu üniversite nasıl bir şeyse artık; vizede, tüm yazdıklarımın doğru olduğunu iddia etmemem ile birlikte, iyi kötü soruyla ilgili bolca bilginin mevcut olduğunu temin edebilirim. Onu da geçtim, ulan gidiş yoluna bari puan versene şerefsiz. Sabah sabah canım sıkıldı.

giderayak: Vize notum da 5'tir. Velhasıl girmedim tabi finale bugün.

Dünkü ankette oy atan arkadaşlara da teşekkürler. Son durum olarak Allah'a havale edenler çoğunluktaydı.

Devlet Bahçeli de matematik dehası mıdır nedir

devlet bahçelinin bursanın plaka kodu kaç? 16 trabzonunki 61. ters çevir çıkar, sora karekökünü al sonra Fx fonksiyoununda 0-2 deger aralıgında alan hesaplaip türevni al, ilgili sonucu 2 noktası verilen ucgende yerine yazıp cevresini hesapladıktan sonra çevrel çemberde karşımıza çıkan üçgendeki dar açının derecesi 40. evet işte mhp'nın 40. yıl dönümü zırvası ne lan :D memleketteki her hadiseye matematiksel işlem uygulayarak parti yıldönümüne uygulayan bilge kişilik :D 

1 Haziran 2010 Salı

ay em bek !

evet 1 küsür seneden sonra tabi blogla ilgilenmeye başlamak da enteresan bir duyguymuş, tatmış olduk. can sıkıntısına bire bir yalnız, söylemedi demeyin. siz de yapın, hatta hepimiz birbirimizin izleyicisi falan olalım vesaire vesaire...

he bide bi adres değişikliği yaptım. daybookforhim ne lan, kızlar giremez gibi...

Hitleri savunmak, İsraili de savunmaktır

"akdenizdeki türk bandıralı gemiye yapılan saldırıdan sonra, olaylara aklıselim ile yaklaşan insan tepkisidir.
bugun yaşanılan olaylar sonrası, benim de aralarında bulundugum bir grup tarafından yapılan bir yanlış: adolf hitlerin yaptıklarının haklılığını savunmak. evet yaşanılanların heyecanı, üzüntüsü ve dehşet vericiliğiyle ortaya cıkan bir durumdur. fakat duruma bu pencereden bakmak doğru değildir. zira adolf hitlerin yaptıklarını savunmak, meşruuymuş gibi göstermeye calışmak, aynı zamanda israilin de filistinlilere yaptığını savunup, meşruu gibi gösterme çabasıdır." alıntıdır.

mantık olarak doğru bir yaklaşım olduğunu düşünsem de hitlerin haksız olduğu durumunu ortadan kaldırmamaktadır. bakınız ne demiş: "ilerde öldürmediğim her yahudi için bana lanet edeceksiniz." tüm dünya öyle yapmıyor mu şu an ?

Bir insan ne kadar uyuyabilir ki ?

Evet...dün akşam 19.30da hayata adeta gözlerimi yumup bu sabah 8.40da tekrar hayata döndüm. Bilhassa gördüğüm tuhaf rüyaları da bir kenara bıraktım, bu kadar uyuyup da dinlenemeyince daha da sinir bir hal alıyor bütün durum. Tüm gece cam açık olmasına rağmen bunaltıcı sıcak sağ olsun derin bir uyku da vermedi ondan olsa gerek.

Sayın Seyirciler !